Aralık 2009, Ribat dergisi
İttihat ve Terakki'yle Başlayan İhanet
Türkiye'ye uzun süre yön veren ve bugün de Ergenekoncu yapılanma ile karşımızda duran zihniyetin uluslararası Siyonizmle ilişkisi ve işbirliği İsrail işgal devletinin kuruluşundan önceye gitmektedir. Osmanlı Devleti'nin altını oyan da bu zihniyettir. Sultan II. Abdülhamid'in uluslararası siyonizmin Filistin'den mülk edinme girişimine karşı duruşu tarihe geçmiş önemli bir tavırdır. Onun bu tavrı Siyonist terörün devletleşme planının önünde duran en önemli engeldi. İşte bu engelin ortadan kaldırılması amacıyla Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildi. Siyonistlerle işbirliği ve Filistin'e ihanet amaçlı faaliyetlerin temelinin bu darbeyle atıldığını söyleyebiliriz. Filistin halkı Osmanlı'yı hiçbir zaman arkadan hançerlememiştir. Ama İttihat ve Terakki'nin gerçekleştirdiği 1908 darbesi Osmanlı'nın göğsüne Filistin'in de sırtına hançer saplamıştır. Ne var ki bu olayı iyi tahlil edemeyenler asıl hançercilerin kimler olduğunu tespit edemedikleri için yine Siyonistlerin uydurduğu ve kamuoyunu yönlendirmek amacıyla yaydığı yalanlara kilitlenmekte, mağdur ve mazlum Filistin halkını aynı zamanda suçlu ilan etmektedirler.
İsrail'i Tanımadaki Acelecilik Niyeydi?
Sultan II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra, onun uygulamaya koyduğu ve Yahudilerin Filistin'e yerleşmelerini engelleyen kanunların normalde uygulamadan kaldırılmamasına rağmen fiiliyatta engeller büyük ölçüde kaldırıldı. 1917 İngiliz işgalinden sonra Filistin'e sistemli bir şekilde yerleştirilen Siyonist teröristlerin devlet kurma kararı almaları ve BM'nin Filistin topraklarının önemli bir kısmını onlara veren karar çıkarması üzerine 1948'de ortaya çıkan İsrail adlı işgal devletini ilk tanıyan ülkelerden biri Türkiye'ydi. Katliama maruz kalan, toprakları gasp edilen, yurtlarını terk etmeye zorlanan Filistin halkının yanında yer alması ve Siyonist işgale karşı durması gereken Türkiye'nin Siyonist işgali tanımada bu derece acele etmesinin sebebi ise dış politikasına yön veren zihniyetti. Kendi tarihinden, toplumunun gerçeğinden uzaklaşan Ergenekoncu anlayışın uluslararası siyonizmle işbirliği içinde olması ve dış politikaya da onun yön vermesi sebebiyle kurulan işgal devletinin resmen itiraf edilmesinde böylesine acele edilmiştir.
Sadece Tanıma Değil Stratejik İşbirliği
Ergenekoncu zihniyet Siyonist işgal devletini sadece tanımakla kalmadı hızlı bir şekilde onunla ilişkileri geliştirdi ve bu ilişkileri bir stratejik işbirliğine dönüştürdü. Normalde siyonizmin Türkiye'yi tehdit eden akımlar arasında zikredilmesine ve bunun özellikle askerî okullarda öğretilmesine rağmen Siyonist ideolojinin kurduğu işgal devletiyle stratejik işbirliği içine girilmesi hâkim zihniyetin kendi iç dünyasındaki çelişkileri de ortaya koyuyordu. Dikkat çeken bir husus da Siyonist işgal devletiyle işbirliğinin özellikle cunta dönemlerinde artırılmasıydı. 28 Şubat sürecinde ise bu işbirliğinin neredeyse zirve düzeyine çıkarıldığını ve birçok alanda işgalci Siyonist devletle ittifak anlaşması imzalandığını, Türkiye'nin ihtiyaç duymadığı birtakım askerî malzemelerin satın alınması veya başka ülkelerden daha ucuza alınması mümkün olan askerî malzemelerin işgal devletinden yüksek fiyata alınması için anlaşmalar yapıldığını görüyoruz.
Siyonistler Hiç Kimseye Dost Olmamışlardır
İşgalci siyonistlerle bütün bu anlaşmaları imzalayanlar onu "dost" kabul ettiler. Oysa siyonistler hiç kimseye dost olmamışlardır. Kendilerine her bakımdan destek veren, yardımcı olan, uluslararası platformda onların çıkarlarını gözeten ABD'ye bile dost olmadıkları, Amerika'da onların ayaklarına küçük bir diken batsa hemen kocaman dişlerini göstermeye kalkıştıkları müşahede edilmiştir. Türkiye'ye dost olmaları ise asla mümkün değildir. Onlar sadece kendi hesaplarının ve çıkarlarının dostudurlar. Çıkarlarına biraz ters düşecek bir şey yaptığınızda ne kadar nankör, sahtekâr ve saldırgan oldukları son dönemde Türkiye'yle ilişkilerde biraz gerginlik yaşamaları üzerine takındıkları tavırla çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.
İsrail'in İstediği Dost Değil Hizmetçi Türkiye
İşgalci siyonist devletin istediği dost değil hizmetçi bir Türkiye'dir. Onun çıkarlarına hizmet edecek ve gerek gördüğünde aşağılayabileceği, asla emrinden çıkmayacak, Filistin davasına daima onun penceresinden bakacak, Filistinlileri aşağılamak amacıyla Arap düşmanlığını sistemli bir şekilde yayacak bir Türkiye istiyor. Filistinlilere yapılacak zulüm ve işkenceler onun istediği Türkiye'yi hiçbir zaman ilgilendirmemelidir. Onun istediği Türkiye'nin nazarında Filistinliler sadece hak ettiklerini görüyor olmalılar. Her ne kadar Ergenekoncu zihniyet Osmanlı'nın kuyusunu kazmış ve reddi miras ederek ona sürekli lanet okumuş olsa da "Araplar Osmanlı'yı arkadan vurmanın cezasını çekiyor" nakaratını sürekli tekrar edip durmalı.
Kendi Gerçeğiyle Buluşan Türkiye İsrail'den Uzaklaşmak Zorundadır
Türkiye'nin gerçeği Türkiye toplumunun, Müslüman halkın sahip olduğu değerler Siyonist vahşetin değil mağdur ve mazlum Filistin halkının yanında olmayı gerektirir. Dolayısıyla kendi gerçeğiyle buluşan Türkiye, işgalci Siyonist devletten uzaklaşmak zorundadır. Filistin halkına uygulanan vahşet ve zulmü onaylamak, bu zulmün yanında yer almak, birtakım diplomatik çıkarları bahane ederek insanlık açısından utanç verici saldırılara sessiz kalmak hatta destek olmak Türkiye toplumunun gerçeğine ve değerlerine tamamen aykırıdır.
Yıllardan beri Türkiye'deki Ergenekoncu zihniyetin güdümündeki medyanın yanıltması ve yönlendirmesi sebebiyle iki büyük yalana; "Filistinliler kendi topraklarını satıp İsrail işgalini kendi elleriyle satın aldılar" ve "Osmanlıyı arkadan vurdular" yalanlarına kilitlenen halkımız tarihin çarpıtıldığını anlamaya ve Filistin gerçeğini biraz daha çıplak gözle görmeye başladı. Bundan dolayı son Gazze saldırısında milyonların meydanlara döküldüğünü, caddeleri ve sokakları doldurarak Siyonist vahşete tepki gösterdiğini müşahede ettik.
Halkımızın tepkisi resmi politikayı ve diplomatik çizgiyi de etkiledi. Bunda, yönetimin halkın sesine kulak vermesinin büyük etkisi oldu. Dolayısıyla Davos'ta işgalci saldırgan devletin cumhurbaşkanı Peres'e karşı sergilenen tavır, Gazze'de mazlum insanların üzerine fosfor bombaları yağdıran katil uçakların Anadolu Kartalı tatbikatına alınmaması, işgal devletinin saldırılarına karşı tepki açıklamaları önemli gelişmelerdi.
Siyonizmin Diplomatik Terörü
Türkiye'nin Siyonist vahşete tepki niteliğindeki adımlarından rahatsız olan işgalci Siyonist devletin nasıl yüzündeki maskeyi çıkarıp gerçek yüzünü gösterdiğini, bütün her tarafta Türkiye'nin altını oymak için komplolar düzenlediğini, her fırsatta bu ülke aleyhine çirkin açıklamalar yaptığını gördük. Bu gelişmeler terör örgütlerinin bir araya gelmesiyle kurulan Siyonist işgal devletinin 60 yıllık tarihi boyunca terörist kimliğini sürekli muhafaza ettiğini, üstelik bu kimliğini sadece askerî şiddet yoluyla değil diplomatik çizgisinde de gösterdiğini çok açık bir şekilde gözler önüne sermiştir.
Kaybedecek Olan İşgalci Siyonisttir ve Kaybetmelidir
Siyonist işgal devleti diplomatik terör yoluyla Türkiye'ye baskı yapması durumunda onu yeniden kendi istediği çizgiye çekebileceğini sanıyor. Oysa bu iki devlet arasındaki stratejik işbirliği her zaman Siyonist işgal devletinin kazanç hesaplarına göre ayarlanmıştır. Dolayısıyla bu işbirliğini riske sokacak bir diplomatik krizden zararlı çıkacak olan da Siyonist işgal devletidir. Bu işbirliğinin Türkiye'ye söze gelir bir yararı olmadığı gibi işbirliğinin bozulması sonucunda Türkiye'nin Müslüman halklar nezdinde kazanacağı ilgi ve destek çok daha büyük yararlar getirecektir. Dolayısıyla ikili ilişkilerin ve stratejik işbirliğinin bozulması sonucu kaybedecek olan Siyonist işgal devletidir ve mutlaka kaybetmelidir. Öyleyse işgal devletinin damarına basmaya devam edelim ve bırakın bu işbirliği bozulsun.
Geri Adımlar Utanç Verici
Başlangıcında sergilediği tavırla büyük ilgi ve desteğe mazhar olan Ayrılık filminde, işgalci Siyonistlerin tepkisinden dolayı geri adım atılması ve Filistinlileri karalayan çirkin sahnelerin diziye sokulması utanç verici bir gelişmedir. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin'in işgal devletinin Meclis başkanına gönderdiği mektuba Kudüs değil Tel Aviv yazmasına gösterilen tepki karşısında hemen geri adım atması ve "yanlışlık oldu" demesi de hiç güzel olmamıştır. Şahin'in asıl yapması gereken böyle bir mektubu hiç göndermemekti. Gönderdikten sonra da maruz kaldığı tepkilere karşı "Türkiye Kudüs üzerindeki işgali kabul etmemektedir" diyebilmeliydi. Kararlı duruş onur vericidir. Geri adımlar Siyonist saldırganları cesaretlendirmektedir.